Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

SANAT FELSEFESİ

ESTETİĞİN KONUSU

Estetik 18. yüzyılda A.G. Baumgarten (1714-1762) tarafından kurulmuştur. Estetik Eski Yunanca'da "aisthesis" sözcüğünden gelir ve anlamı duyusal algı demektir. Her ne kadar estetik bağımsız bir felsefe disiplini olarak ikiyüz yıllık bir geçmişi gösteriyorsa da, bu estetik sorunların daha önce incelenmediği anlamına gelmez. Estetik sorunlar, ilkçağdan beri filozofların ilgilendikleri sorunlardır. Baumgarten, estetik problemleri ortak bir ad altında toplayarak ona estetik dedi.

Baumgarten, duyusal algıya dayanan bilgiyi bulanık ve karmaşık bir bilgi olarak görür ve bilginin mükemmelliğini araştıracak olan bilime de "estetik" adını verir.

Estetiğin ödevi, bulanık ve karmaşık olan duyusal bilginin mükemmelliğini araştırmaktır. Duyusal bilginin mükemmelliği güzellik adını alır. Buna göre estetiğin konusu güzelliktir.

Estetiğin konusu içine yalnız "güzellik" girmez. Nitekim Baumgarten'dan sonra gelenler (Kant, Schiller, Hegel v.b.) yüce, zarif, çocuksu (naiv), hoş, alımlı, trajik, dramatik hatta çirkin kavramlarını da onun konusu içine aldılar ve estetiği, "güzelin ve güzel sanatların yapısını inceleyen bir felsefe disiplini" durumuna getirdiler.

1- FELSEFE AÇISINDAN SANAT

 

a) Sanat

Sanat da felsefenin konusu içine girer ve sanatı inceleyen felsefe sanat felsefesi adını alır.

Sanat felsefesinin temel sorusu şudur ; Sanat nedir, Sanat eseri nasıl meydana gelmiştir? Böyle bir soruya üç anlayışla yaklaşılır.

1- Taklit (Mimesis) kuramı,
2- Yaratma kuramı,
3- Oyun kuramı.

 

1- Taklit (Mimesis) Kuramı

Bu anlayışa göre sanat, sanatçının algıladığı nesneleri, örneğin müzisyenin notalara, ressamın renklere, şairin sözcüklere yansıtmasıdır. Bu nedenle bu kurama yansıtma kuramı da denir.

Felsefe tarihinde bu kuramın ilk temsilcisi Platon'dur. Ona göre sanatçı nesneleri taklit eder. Nesneler ideaların kopyaları oldukları için, sanatta taklidin taklidi oluyor. Bu nedenle Platon sanatı olumsuz olarak değerlendiriyor.

Aristoteles'e göre de sanat bir yansıtmadır, bir taklittir. Ona göre, taklit yalnız şimdi algılanan nesnelere, olaylara yönelmez, geçmişe olduğu gibi geleceğe de yönelebilir.

Aristoteles'e göre yüksek bir sanat belirlemek gerekirse, bu tragedya sanatıdır.

 

2- Yaratma Kuramı

Yaratma olayı, sanatçının algıladığı maddi varlığa (bu maddi varlık, sözcük, ses, mermer olabilir) duygu, düşünce ve hayal gücünü katması olayıdır.

Bir şiir, resim, müzik parçası gibi... Ölümlü olan madde, tinselleşince, biçim alıp bir sanat eseri haline gelince, ölümsüzleşir.
Binlerce yıldır yaşayan sanat eserleri bunun en belirgin kanıtıdır. Bu eserlerle sanat ölümsüzlüğe ulaşmakta ve bu da ancak yaratma ile mümkün olmaktadır.

 

3- Oyun Kuramı

Sanat olayını açıklamak isteyen bir başka görüş oyun kuramıdır.
Sanat ile oyun arasında daima bir benzerlik görülmüştür. Bunun nedeni, her iki etkinliğin de amacının kendinde olmasıdır.

Ayrıca sanat da, oyun da insanı gündelik sıkıntılardan kurtarır ve insana özgürlük duygusu verir. Sanatı oyun olarak anlayan düşünürlerden biri Schiller'dir. Ona göre "İnsan oynadığı sürece tam bir insandır." Burada oyun derken de Schiller ikisinin de ortak yönünü kastetmiş oluyor. Çünkü her ikisinin de ortak yönü, özgürlüğe sahip olmalarıdır.

 

b) Sanat Eseri

Sanat eseri, iki farklı varlık alanından meydana gelir. Sanat eseri ilkin bir maddedir. Örneğin; bir müzik fiziksel bir varlık olan sestir, bir heykel ya taştır ya da odundur v.b. Ama onlar, bir sanat eseri olarak, bu maddi varlığı aşarlar, bir anlama sahip olurlar, duyguları, düşünceleri ve hayal gücünü içerirler bu yönüyle de bir tinsel varlıktır. Bu nedenle, sanat eseri, biçim kazanmış madde demektir.

2- ESTETİĞİN TEMEL KAVRAMLARI

a) "Güzellik" Problemi

Estetik olayların incelenmesi için bir yol daha vardır. O da estetik değer ya da güzelliktir.

Güzellik nedir? Sorusu bizi güzellik felsefesinin varlığına götürür ve estetik sorunlar arasında sorulan ilk soru olur. Bu soruyu ilk kez felsefi bir yaklaşımla soran ve karşılık arayan filozof Platon olmuştur.

Platon'a göre güzellik bir ideadır. İdea olduğu içinde zaman ve mekan dışı mutlak varlıktır. Böyle bir güzelliğe Platon "kendiliğinden güzel" adını verir. Bunun karşısında bir de doğada duyularımızla kavradığımız güzellikler vardır. Bunlar kişilere, zamana ve mekana göre değişen güzellikler olup, bunlara da relativ (göreli) güzellik adını verir.

Aristoteles, güzelliği matematik olarak açıklar. Güzellik, ona göre, belli bir büyüklüğü olan, orantıya dayanan bir düzendir. Bu nedenle, orantıdan yoksun olan, çok büyük ya da çok küçük şeyler güzel olamaz.

Plotinos'a göre güzellik, Tanrısal aklın, ışığın evrende görünüşe çıkmasıdır.

Hegel'e göre güzellik, mutlak ruhun (tin) nesnelerde görünüşe ulaşmasıdır.

Schopenhauer'a göre güzellik, mutlak iradenin kendisini dışlandırmasıdır.

N. Hartmann'a göre güzellik, tinin maddede kendini göstermesidir.

Çağdaş felsefede de güzellik, yine Platon ve Hegel'de olduğu gibi ya idealist yönde açıklanır ya da Aristoteles'de olduğu gibi matematik olarak açıklanır.
Güzelliği hoş ve fayda gibi kavramlarla açıklamak isteyen anlayışlarda olmuştur.
Oysa güzellik bütün bu kavramlardan ayrı bir değerdir.Bu ayrılık güzelliğin hem seyircide, dinleyicide uyandırdığı duygular hem de bu duyguları uyandıran estetik obje bakımından olan bir ayrılıktır. Böyle bir estetik obje, bir sanat eseri, sanatçının maddeye koyduğu anlam ile bu madde arasındaki uyuma dayanır. Böyle bir uyum gösteren ve bizde estetik haz uyandıran objeye güzel deriz.

Doğada güzel, Sanatta güzel

Doğada bulduğumuz güzellik ile sanatta bulduğumuz güzellik arasında bir örtüşme yoktur. Eğer olsaydı, doğada güzel bulduğumuz bir şeyin sanatta da zorunlu olarak güzel olması, yine doğada çirkin bulduğumuz bir şeyin de sanatta çirkin olması gerekirdi. Her iki güzellik birbirinden farklıdır. Doğa güzelliğinde, nesnelerin canlılığı, hareketi bir etken olduğu halde, sanat güzelliği nesnelerin form ilgilerine dayanır.

b) Güzellik-Doğruluk-İyi-Hoş-Yüce İlişkisi

1- Güzellik ve Doğruluk (Hakikat)
Güzellik ve hakikat arasında idealist filozoflar daima yakın ilgi bulmuşlardır. Örneğin; Platon "Biz güzelliğin idea olduğunu söylüyoruz, o zaman güzellik ve hakikat bir yandan aynı şeylerdir, yani güzel olan aynı zamanda hakikattir de." der.
Kant iki kavramı birbirinden ayırır. Ona göre, hakikat bilgisel - mantıksal bir değerdir. Kavram ve soyutlama ile ilgilidir. Güzellik ise, nesnelerin salt duyusal görünüşleri ile ilgilidir.

2- Güzellik ve iyi

Bu iki değer daima birbiri ile aynı olarak görülmüşlerdir. İlk defa bunları Kant ayırmıştır. Kant'a göre güzel, salt estetik bir değerdir, iyi ise ahlaki bir değerdir. Ama, onların benzer yanları da vardır.

3- Güzellik, hoş ve yüce Doğal eğilim ve duyularımızı tatmin eden, duyularımıza hitap eden bir şeye hoş deriz. Hoş olanla güzeli zaman zaman karıştırırız. Güzellik duyusu insanı yükseltir ve ona bir tür soyluluk kazandırır. Hoş ise duyulara hitap ettiğinden insanı zor durumlarda bırakabilir. Yüce (ulvi) de bir estetik değerdir. Çoğu zaman güzellikle eşdeğer olarak kullanılır. Yüce kavramını güzelden ayıran yine Kant olmuştur. Kant'a göre güzelliğin sınırlı bir büyüklüğü vardır, yücenin ise sınırsız bir büyüklüğü vardır. Yüce, insanca ölçüleri aşan, kendisinde üstünlük olan şeydir. Her yüce güzel olduğu halde, her güzel yüce değildir. Örneğin, Selimiye Camii gibi görkemli yapıtlar için "güzel" sözcüğü yetersiz kalmakta, onlar için

3- Güzellik, hoş ve yüce
Doğal eğilim ve duyularımızı tatmin eden, duyularımıza hitap eden bir şeye hoş deriz. Hoş olanla güzeli zaman zaman karıştırırız. Güzellik duyusu insanı yükseltir ve ona bir tür soyluluk kazandırır. Hoş ise duyulara hitap ettiğinden insanı zor durumlarda bırakabilir.
Yüce (ulvi) de bir estetik değerdir. Çoğu zaman güzellikle eşdeğer olarak kullanılır. Yüce kavramını güzelden ayıran yine Kant olmuştur. Kant'a göre güzelliğin sınırlı bir büyüklüğü vardır, yücenin ise sınırsız bir büyüklüğü vardır. Yüce, insanca ölçüleri aşan, kendisinde üstünlük olan şeydir. Her yüce güzel olduğu halde, her güzel yüce değildir. Örneğin, Selimiye Camii gibi görkemli yapıtlar için "güzel" sözcüğü yetersiz kalmakta, onlar için

B) ESTETİĞİN TEMEL SORUNLA- RINA YAKLAŞIMLAR

1- Estetik Yargıların Yapısı

Yargı, bir iddiayı dile getiren söz dizisidir. Gerçeklik ve değer yargıları olmak üzere ikiye ayrılır. Gerçeklik yargıları nesneler dünyasına ilişkin yargılardır. "Su 100 derecede kaynar." Bu tür bir yargıdır. Değer yargıları ise değerlendirmeyle ilgilidirler. Estetik yargılar da değer yargılarıdır. Estetik yargılar, nesnelere güzel, çirkin, hoş v.b. değerler yüklerler.

2- Ortak Estetik Yargıların Olup Olmadığı

a) Bu Yargıların Varlığını Reddedenler

Benedetto Croce, ortak estetik yargıların varlığını reddeder. Croce'ye göre sanat eserleri, sanatçının ruhunda bir an için meydana gelen bir ifadenin maddi görünüşleridir. Bu nedenle sanatçının ruhunda meydana gelen bu estetik olay hakkında genel-geçer, herhangi ortak bir yargı verilemez.

b) Bu Yargının Varlığını Kabul Edenler
Kant
, ortak estetik yargıların varlığını kabul eder. O, estetik yargıları, estetiğin ana konusu saymış ve "Yargı Gücünün Eleştirisi" adlı yapıtında bu yargıların varlığını temellendirmeye çalışmıştır. Kant'a göre, bir şeyden zevk alan kimse, başkalarının da o şeyden zevk almasını ister. Bu istek ancak "güzel" olanın karşısında duyulur. Çünkü insan hoş olandan herkesin hoşlanmasını istemez; ama "güzel" dediği şeye başkalarının da "güzel" demesi bekler. Bu da "özel bir duygu"yu "ortak bir duygu"ya dönüştürür.Kant'a göre bu "ortak duygu" estetik yargıların zorunluluğunu ve genel geçerliğini sağlar.